17 Ocak 2019 Perşembe
    İstanbul7 °C
    Yavuz Sultan Selim Köprüsünün böreği yapıldı
    Erdoğandan 3. Köprü işçilerine ikramiye müjdesi
    Bakan Yıldırım çalışanlarla 3. Köprünün sevincini yaşadı
    Yeni Zelandada özel mülk olan plaj halka açıldı
    Büyük miras davasında son doğru
    Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    CEMAATE HAC İBADETİNDE DE Mİ CADI AVI?
    26 Eylül 2014 Cuma 05:25

    CEMAAT'E HAC İBADETİNDE DE Mİ CADI AVI?

    "Gerçekten problem vize midir, yoksa bin bir türlü oyunun oynandığı vize bahane edilerek başka amaçlar mı güdülmektedir?.."

    "Gerçekten problem vize midir, yoksa bin bir türlü oyunun oynandığı vize bahane edilerek başka amaçlar mı güdülmektedir?.."

    "Pasaportları iade edilen insanların hacca gitmek için tercih ettiği şirketlere ve belki de şahıs şahıs cemaat aidiyetlerine baktığım zaman “acaba” diyorum. Acaba “cadı avı” hac gibi farz bir ibadeti yerine getirmeyi engellemeye kadar uzadı mı? Acaba hac etmek için Medine’den Mekke’ye yola çıkan Efendimiz’in (sas) Hudeybiye’de müşrikler tarafından geri çevrilme hadisesi yeniden mi yaşanıyor?"

    Ahmet Kurucan/Zaman

    Yuh olsun!

    Hac, İslam’ın beş şartından biri. Malî ve bedenî şartları var. Bu şartları haiz olan her Müslüman’ın ömründe bir defa hacca gitmesi farz.

    İnanç bağlamında madalyonun bir yüzü bu. Diğer yüzünde hac emrini yerine getirmek için karşılaştığımız engeller. İki gruba ayrılabilir bunlar. İlki şahsî. “Bu sene oğlumun evliliği var, dükkânı idare edecek kimseyi bulamadım” türünden mazeretler. Şahsî irade ile aşılacak bunlar. İkincisi ise şahsı aşıyor. Mesela; Müslüman nüfus oranına göre ülkelere verilen kota. Şahıs burada idarî mekanizmalarca yapılan düzenlemelere uymak zorunda.

    Suud yönetiminin İslam ülkelerine kota koyma gerekçesi anlaşılabilir mazeretlere mebni. Mekke ve Medine’nin gerek şehir altyapısı, havaalanlarının kapasitesi, otellerin yeterliliği veya yetersizliği, Kâbe, Mina, Arafat, Müzdelife’nin istiap haddi gibi sebepler, hac için müracaat edenlerin fazlalığı ile birleşince kota kaçınılmaz oluyor. Kotanın teker teker vatandaşlara dağılımını ülkeler kendi içlerinde belirledikleri sisteme göre yapıyorlar.

    Pekâlâ bu kotalar adil bir şekilde dağıtılıyor mu? Özellikle kota ile hacca gitmek isteyen kişi arasındaki rakamların büyüklüğü ciddi bir problem bu ve kabul etmek lazım ki, çözmek de o kadar kolay değil. Türkiye, bu ülkelerin başında geliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yönetiminde sürdürülen kur’a sistemi mezkur problemi adil bir şekilde aşmanın ilk adımı olarak atılmış. Hac gibi kutsal bir ibadette kayırmaların olmaması istenmiş.

    Bir de hac organizasyonu yapan şirketler meselesi var. Hüccaca hizmet adına çeşitli şartların arandığı bu şirketler kendisine verilen kontenjana göre hacı götürebiliyor. Kur’ada ismi çıkan kişiler de yıllardan beri ticarî bir kurum gibi hac organizasyonu yapan DİB Hac Dairesi başta olmak üzere istediği şirkete müracaat edebiliyor

    Şimdi dikkat; ticaretin olduğu yerde rekabetin olması kaçınılmaz. Evrensel bir kural bu. Kaldı ki rekabetin kurallarına göre yapılması hizmet kalitesini artırır. Bundan en çok istifade eden, daha kaliteli hizmeti daha ucuza satın alan müşteri olur. Ama arz ile talep arasındaki dengesizliğin hatta uçurumun –hac kur’asının kendisine çıkması için 7 yıl sırada bekleyenlerin olduğunu düşünecek olursanız ne demek istediğimi daha rahat anlarsınız- varlığı başta adil olarak belirlenen kurallardan sapmayı beraberinde getirebilir. Zira söz konusu olan ticarettir, paradır, kârdır. Kuralların esnekliği, her türlü yoruma kapı açacak boşlukların varlığı, suçluya kanunî yaptırımların uygulanmaması ve hepsinden öte bir memurdan tutun en üst düzeydeki yetkiliye kadar karar verme mevkiinde bulunan kişilerin ahlakî zaafları rüşvetten karaborsaya kadar çeşitli yolsuzluklara ve zulümlere kapı açabilir.

    Tam bu noktada şunu sorabilirsiniz bana? Ticaretin konusunun hac gibi bir ibadet olması, rüşveti, karaborsayı, yolsuzlukları, en genel manada adaletsizlikleri ve zulmü engelleyen bir faktör olarak işlev görmüyor mu? Net cevabı sektörde bulunan ehl-i insaf ve ehl-i vicdan verecek. Ya da araştırmacı gazetecilerin haberleri. Bu aşamada benim erbabına malum olan gerçeklerden ya da piyasada dolaşan dedikodulardan hareketle “oluyor” diye kanaat belirtmem itham olur, bühtan olur, iftira olur.

    Olmuyor diyebilir miyim? Hac farizası için gerekli her türlü evrakı tamamlamışken son dakikada “vize problemi” diyerek pasaportları geri iade edilen insanların varlığını bildiğim için olmuyor diyemem. Doğru mudur? Gerçekten problem vize midir, yoksa bin bir türlü oyunun oynandığı vize bahane edilerek başka amaçlar mı güdülmektedir? Allah bilir. Dünyada öğrenemesek de ahirette öğreneceğiz. Sorumlular da muhatapları ile Allah huzurunda hesaplaşacak.

    Fakat şunu yazmadan geçemeyeceğim; pasaportları iade edilen insanların hacca gitmek için tercih ettiği şirketlere ve belki de şahıs şahıs cemaat aidiyetlerine baktığım zaman “acaba” diyorum. Acaba “cadı avı” hac gibi farz bir ibadeti yerine getirmeyi engellemeye kadar uzadı mı? Acaba hac etmek için Medine’den Mekke’ye yola çıkan Efendimiz’in (sas) Hudeybiye’de müşrikler tarafından geri çevrilme hadisesi yeniden mi yaşanıyor? Eğer öyleyse dini bu kadar politize eden, politize edenlere alet olan, hazımsızlığı, rekabeti, hasedi, kini, öfkeyi, nefreti toplumu bir arada tutan dine kadar taşıyan insanlara “yuh” olsun demekten kendimi alamıyorum.

    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    ANALİZ