18 Kasım 2018 Pazar
    İstanbul13 °C
    Yavuz Sultan Selim Köprüsünün böreği yapıldı
    Erdoğandan 3. Köprü işçilerine ikramiye müjdesi
    Bakan Yıldırım çalışanlarla 3. Köprünün sevincini yaşadı
    Yeni Zelandada özel mülk olan plaj halka açıldı
    Büyük miras davasında son doğru
    Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    İktidara secde eden gazetecileri açıkladı!
    16 Ekim 2014 Perşembe 23:40

    İktidara secde eden gazetecileri açıkladı!

    Gazeteci Cengiz Çandar, Aksiyon dergisine verdiği röportajda bir zamanlar desteklediği AK Parti hükümeti ile ilgili şok açıklamalarda bulundu. Ortadoğu ve Türkiye'nin şimdiki durumunu da değerlendiren Çandar'ın en ilginç açıklamalarından birisi ise, Cumhu
    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1998 yılında mahkûm edilmesiyle birlikte sıra dışı iki gelişme yaşandı. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, belediye şirketlerinin Kanal 7 televizyonuna haksız ödeme yaptığı iddiasıyla Erdoğan hakkında soruşturma emri verdi.
     
    Birkaç gün sonra da Akit ve Milli Gazete, PKK'nın 2'nci adamı Şemdin Sakık’ın olduğu söylenen ancak sonradan birilerinin eklediği ortaya çıkan ifadelerle PKK destekçisi ilan edildi. Güya Milli Gazete ile Akit, PKK aleyhine yazmayacaklarına dair söz vermişlerdi.
     
    Ünlü gazeteci yazar Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar’ın da adının geçtiği sahte ifadeler gündeme bomba gibi düştü. PKK destekçisi gibi gösterildikleri için can güvenlikleri de tehlikeye giren Birand ve Çandar, gazetelerinden kovuldu.
     
    Muhafazakar basın sayfalarını sesleri kısılan, susturulan gazetecilere açınca özgür basın bir nebze de olsa hayat bulmuştu.
     
    Yıllar sonra 17 Aralık sürecinden sonra her şey tersine döndü. Andıçla’nan ünlü gazetecilerden Cengiz Çandar, medyada, iktidarın baskısıyla yaşanan başdöndürücü erezyonu Aksiyon dergisine anlattı. Çandar, derginin son sayısında verdiği röportajında iktidara karşı secde eden ve rükuda duran gazetecileri anlattı.
     
    Basın tarihindeki yerini alacak röportajdan çarpıcı kesitler şöyle:
     

    17 ARALIK’TA ASIL DARBEYİ ERDOĞAN YAPTI!

     
    -AK Parti Gezi’den itibaren hatta daha öncesinde cemaati; paralel devlet diyerek yüz binlerce kişiyi hedefe koydu. Bir kesim üzerinden ‘zorba devlet’ yeniden dolaşıma sokuldu.
     
    Radikal’de yazmıştım kesinlikle patent hakkı bende; 17 ve 25 Aralık darbeydi deniyor ya ben de diyorum ki darbe ama darbeyi Tayyip Erdoğan ve AKP yaptı. 17 ve 25 Aralık’ı bahane ederek oldurmak istediği şeyi hızlandırarak bir darbe yaptı. Lui Napolyon Bonapart seçilmiş cumhurbaşkanıydı, Fransa’nın 3. Cumhuriyet’inde yanılmıyorsam; darbe yapıp imparatorluğunu ilan etti. Ve Fransız devrim takvimine göre Brumer ayının 18. günü yaptığı için bunun üzerine Karl Marks “Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’i diye kitap yazar. Seçilmiş bir cumhurbaşkanı olarak darbe ile imparatorluğa geçiş yapıyor.  Ben de Tayyip Erdoğan’ın 17 Aralık’ı diye yazdım. Lui Bonapart’ın 18 brümeri, neyse Tayyip Erdoğan’ın 17 Aralık’ı o. Hem de seçilmiş başbakan ve sonra seçilmiş cumhurbaşkanı olarak ‘tek adam rejimini’ kuracak; bunun için de devletin içinde tasfiye edeceği bir günah keçisi bulması lazım. İşte, paralel yapı.
     
    -Niyet var zaten!
     
    Vardı tabii. 17 ve 25 Aralık soruşturmaları ve cemaat olgusu işe yaradı. Güvenlik bürokrasisi içindeki ve yargıda da olduğu iddia edilenlere karşı -ama yargıda ne kadar olduğunu çok iyi bilmiyoruz, çünkü cemaat deniyor başka bir şey çıkıyor, yargıdaki güvenlik bürokrasisi kadar net değil- McCarthyci bir kampanya başlatarak oradaki cemaat olgusundan operasyonel yarar üreterek, darbe yaptılar. Ve bunlar darbe yapıyordu diyerek kendisinin tasarladığı rotaya Türkiye’yi, bir darbeyle hızlandırarak sokmuş oldu.
     
    -Bir nevi andıçlandınız yani bu dönemde de.
     
    Tabii. 28 Şubat andıcı bunun yanında hiçbir şey değil. AKP nereden baksanız koca bir parti, iktidar ve kitlesi var.
     
     
    -Büyük medya desteğiyle de bunu yapıyor…
     
    En azından kaçış yapacağımız medya vardı o dönemde. Şu anda o medya iktidar medyası. Olmayanı da patronları itibariyle rükû halinde olan bir medya. İki türlü medya var Türkiye’de şimdi. Biri reisin önünde secdede, Allah önünde demiyorum, öbürü de rükûda.
     
    -Her an secdeye gidebilir yani.
     
    Evet. Ben rükûdaki medyada çalışıyorum şimdi. Kendi grubumunkiler de dâhil 2013 yılının ilk aylarından itibaren merkez medyanın televizyonlarında ambargoluyum. Telefonla, en azından iyi bildiğim konularda bile öyle. Son bir sene içinde dünya çapında çok itibarlı kişilerle bir sürü konferansta beraber olduk, konuşmacı olarak. O kadar olay oldu, olmaya devam ediyor bu bölgede yaklaşık iki yıldır; iç siyaset analizinden vazgeçtim Ortadoğu gibi birebir ilgilendiğimiz konular yani, telefonla bile yayına alınmıyoruz, ambargo var. Çalıştığım grubun yayın organları da televizyonları da var. Rükû’da mı, evet başka izahı var mı? Bayıldığım falan da yok illa çıkayım konuşayım diye, hatta konuşmamakta yarar var. 3 ay önce Musul’u alana kadar İŞİD’in Türkiye’de adını bilen kimse yoktu nerdeyse, bir baktık ki meğer yüzlerce uzman varmış. Hangi televizyonu açsam 5 kişi konuşuyor. Onun için şu anda belki gözükmemekte yarar da var.
     

    AK PARTİ TÜRKİYE’Sİ 1923-46 TÜRKİYE’SİDİR!  

     
    AKP, büyük ölçüde devletle iç içe artık. Zaten giderek öyleydi de, geçen yılın 17 ve 25 Aralık’ından sonra devlet-hükümet ayırımından bahsetmemize gerek yok. Ve de çıkartılan kanunlar; MİT kanunu, şu kanunu, bu kanunu, Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla şu anda en çok 1923-1946 arasına benzeyen farklı bir devlet görüntüsü var. İslami söylemli Kemalistlerin iktidarından bahsediliyor ki çok da yanlış değil. AKP’nin Yeni Türkiye diye tevarüs ettiği bildiğimiz devlet. Abdullah Öcalan’ın Kemalistliği kadar Kemalist bunlar da. Üzüm üzüme baka baka kararır, yeniden devlet icat edecek hâlimiz yok; Türkiye’deki devlet ve kurumlarının refleksleri, mimari özellikleri, deseni neyse onu tevarüs edip restorasyondan geçirip onun Müslüman versiyonu oldular.
     

    TÜRKİYE IŞİD’E GÖZ YUMDU!

     
    -Ortadoğu ve Türkiye meselesinde, Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğinden emin miyiz?
     
    En azından göz yumdu. Yani gelirken başını öbür tarafa çevirdi, önünden geçerken ıslık çalıp havaya doğru baktı, görmezden geldi. Yeni Cumhurbaşkanı da yeni Başbakan da çıldırıyorlar ve hakaretamiz kelimeler kullanıyorlar, “Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğine” dair cümlelere karşı. Bir de enteresan bir profil çıktı; Bülent Arınç başbakan yardımcısı sıfatı taşıyor, bir de hükümet sözcülüğü yapıyor, hiçbir sözü gerçekleşmiyor daha sonra. Bülent Arınç bir şey söylüyorsa demek ki onun altı yok anlamına geliyor. Tecrübeyle sabit. Kalktı dedi ki, ‘nasıl olur efendim bilmem kaç tarihli bakanlar kurulu kararı ile (2013) terörist örgüt ilan ettik’. İlan edebilirsin ama onun müeyyidesi yok, terörist örgüt ilan edip gereğini yapmazsan…
     
     
    -Göz yummanın sebebi Esed mi? Onun gitmesini istiyor; dolayısıyla oradaki her şeye razı, gibi mi?
     
    Bir tanesi Esed. Diğeri bu hükümetin, anti-Kürt zihniyeti; siyasi anlamda söylüyorum, toplum ya da birey anlamında değil. Suriye’de sınıra bitişik bölgelerde PYD nüfuzu altında Kürt özyönetim bölgeleri oluştu. Bir de Irak’ta zaten yarı bağımsız bir Kürt bölgesi var. Suriye’de merkezî otorite çöktü, ülkenin her yerine egemenliğini yayamıyor, bundan sonra da yayması kolay olmayacak. Bu rejim yıkıldıktan sonraki rejimin merkezi olup olmayacağı çok şüpheli. Bütün bunlar Türkiye’nin 911 km’lik Suriye sınırında birçok noktada Kürt özyönetimlerini mantar gibi ortaya çıkartmaya müsait, öyle de oldu zaten. Üç tane kanton var; El Cezire kantonu (Kamışlı, Amude, Serakaniye kadar), Kobani kantonu, Arapçası Aynel Arap. Bir de Afrin kantonu var; Halep’in hemen kuzeyinde bizim Kırıkhan, Dörtyol üçgeninin arasına denk geliyor. Suriye Kürtleri, Irak Kürtlerinden biraz daha farklı olarak Türkiye Kürtleriyle çok entegre. Devlet bunları biliyor.  Suriye’deki bu manzara yarın öbür gün Türkiye’de de Kürt siyasi hareketine… Ki Türkiye’nin Kürt siyasi hareketi Barzanici değil, PKK etkisine daha açık. Kürt siyasi hareketi diye merkezinde PKK’nın olduğu, HDP’si, KCK’sı ile geniş yapıdan bahsediyoruz. Oradaki PYD de ikiz kardeş, tek yumurta ikizi. Dolayısıyla oradaki durumun buraya emsal teşkil etmemesi çok zor. Başşar Esed’e karşı Türkiye’nin kolladığı Suriye muhalefeti, bir; Arap milliyetçiliği nedeniyle, iki; İslamcı unsurların ideolojisi nedeniyle, üç; bu Selefî unsurlarının yaklaşımı nedeniyle Kürt özyönetimine düşman ve karşı. Türkiye’deki devletin de, AK Parti iktidarının da bakış açısıyla bu durum üst üste geliyor, birbiriyle kesişiyor.
     
     
    -Türkiye’nin Suriye’deki muhalif gruplara verdiği açık destek ve Esed muhalifi grupların yer yer Kürtlerle savaşması giderek bir iç soruna da dönüştü herhâlde?
     
    Serakani’de Ceylanpınar’ın karşısında kim savaştı bunca zamandır? Şu anda Kobani’de Kürtlere karşı kim savaşıyorsa, Türkiye devletinin –ki artık o AK Parti demek– desteğini gördü.  IŞİD’e destek, Suriye’deki durumla ilgili olarak ve Kürt meselesinin alacağı yeni çehreye ilişkin olarak işlevsel bir değer taşıyor. Destek, IŞİD’e olduğu için değil. Kürtler, Ahrar el Şam’la  savaşırken onu destekliyorlardı, El Nusra savaşıyorsa onu desteklediler. Ortada kızıp bağırmanın gereği yok. Kobani’nin şu anda üç tarafı IŞİD’le çevreli, bir tarafında biz varız. Üç yüz metreden savaş gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Bunun söylentisi, rivayeti, gizliliği, özel istihbaratı falan yok. Aynı durum Ceylanpınar-Serakani hattında da oldu. Türkiye IŞİD’e yardım ediyor mu etmiyor mu gidin Ceylanpınar ahalisiyle konuşun. Ceylanpınar hastanelerinin kayıtlarına bir bakın; kimler gelmiş kimler gitmiş. Şu anda Mürşitpınar’a, Suruç’a gidin insanlarla konuşun. Fatih’te, Ankara Hacı Bayram’da kimden, nerden, nasıl adam topluyor, nasıl gönderiyor, kimler gitti falan bunlar Batı basınında çıktı. Türkiye’de medya olmadığı için Türk gazetecileri bunu yazamıyor. Zaten gazete patronları koymaz bunu Tayyip Erdoğan’ı sinirlendirir diye. İşte New York Times’ta, Wall Street Jurnal’da çıkıyor, bizimkiler oradan kısmen iktibaslar yapıyor. Adamın oğlu gitmiş gelmiş, kendisi adam toplamış… Bunlar çarşaf çarşaf bütün yabancı medyada var. Batı kamuoyları da bunu alıyor, okuyor, kendi ülkelerinin hükümetleri -ki müttefikimiz onlar aynı zamanda- ‘Ne yapıyorsunuz arkadaşlar?’ diye bizimkilere sorunca ayağa kalkıyorlar, ‘vay algı operasyonu’ diye. Yav algı operasyonu var mı; adam adıyla sanıyla, fotoğrafıyla konuşuyor.

    ÇÖZÜM SÜRECİ SUSTURUCU İŞLEVİ GÖRDÜ

    –Çözüm sürecine ilişkin çok yazmadınız. Neden?

    Çözüm süreci başladıktan itibaren kampanya başladı, bizi zaten marjinalize ettiler. Kimse sormuyor ‘ne düşünüyorsun’ diye, ben de inadına yazmıyorum. Şimdilerde biraz yazmaya başladım da İŞİD üzerinden; o da ‘bak bozuluyor ha, aman dikkat’ diye. Yazmamamın bir sebebi bir şey dediğinde öküzün altında buzağı arayıp kampanya yapıyorlar. Bir de Kürtlerin kendileri bizzat Abdullah Öcalan sürecin içinde görüşme yapıyor. Sonra HDP’liler kalkıp onla görüşüyorlar, gidiyorlar Kandil’e, oradan kalkıp geliyorlar tekrar buraya. Sonra Başbakan’ı ziyaret ediyorlar. Ondan sonra Cumhurbaşkanı’yla resepsiyonlarda gülüşüyorlar. Yürüyor işte iş. Söyleyeceğim bir laf yok. Ama ne olmadığını ve olamayacağını biliyorum. Çözüm sürecine dair görüşsüz değilim.

     

    –Peki, sizce olamayacak olan nedir? Problem nedir?

    Problem şu; en son Bülent Arınç çözüm süreci kuruldu kurulacak dedi. Kanun çıkacak. Cumhurbaşkanı Meclis açılış konuşmasında çözüm sürecine karşı olanlar kafayı yemiştir türünden laflar etti. Terör, sorunun bir boyutudur, sorun siyasi bir sorun. Ve adı Kürt sorunu. Adını koyalım. Terör bir boyutu, onunla uğraşmak gerekir, onun zeminini ortadan kaldırmak gerekir fakat terör sorunu olarak gördüğünüzde bunun taşıyıcısı olan PKK’yla devletin güvenlik bürokratı uğraşır zaten. Yakalarsa da adliye uğraşır.

    –Peki, çözüm süreci nedir?
     
    Çözüm süreci AKP’ye eleştiriyi yasaklayan bir şeydir. Arşiv çalışması yapın, 2 yıldır söylenen hep aynı cümleler. Elle tutulur somut ne olmuş? KCK mahkûmlarının serbest bırakılması. Ergenekoncular da bırakıldı. Bir de paralel yapı mensupları iddia edilen bir sürü insan içeri girdi. Yani kendiliğinden normalleşme değil, anormal durumda yer değişikliği oldu. Birileri girdi, birileri çıktı.
     

    SİLAHLARIN SUSMUŞ OLMASI ÇÖZÜM ANLAMINA GELMİYOR

     
    -Çözüm süreci başladığı andan itibaren daha mı sivil oldu, daha mı güçsüzleşti; PKK cephesinde bir durum değişimi var mı?
     
    Çok temel olarak yok. Kürt siyasi hareketinde PKK bir unsur; ama HDP de o, KCK’de o, PYD’de o. PKK’nın silahlı güçleri çözüm sürecinden bu yana azalmadı, arttı hatta. IŞİD sayesinde daha da arttı. Daha da tecrübe kazandı. Sincar Dağı’nda savaşa girdiler. Şu anda Kobani’de savaşıyorlar. Sivilleşme anlamında hem dışarıya çıkan KCK’lılar sayesinde hem de siyaset yapmaya başlayan ve kazandıkları belediye sayısını arttıran HDP’liler, BDP’liler sayesinde alanları daha da genişledi, çözüm sürecinden yararlandılar. Siyaseten daha güçlüler. Ve IŞİD’le beraber en azından Batı dünyasına dönüp ‘bizi çıkarın şu terör örgütleri listesinden, bakın biz savaşıyoruz’ diyorlar.
     
     
    -Ki, öyle bir sempati de oluşuyor galiba Batı’da; yayınlara bakılırsa eğer…
     
    Var evet.
     

    ALBAYRAK: “YAZARLARIN İSTEDİĞİ GİBİ YAZMALARINA İZİN VERİRSEK…”

     
    Bir zamanlar Cengiz Çandar'ın da yazdığı Yeni Şafak Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak, bugün yaşananların bir başka versiyonunu şöyle anlatmıştı.
     
    “Biz ne yapıyorduk o zaman? Bankaların içinin boşaltılması vardı ve Yeni Şafak da çok etkili gazetecilik yapıyordu. 28 Şubat sürecinde en etkin medya idik. Andıç yayınlanmış. Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Mehmet Ali Birand, Ali Bayramoğlu, Alper Görmüş gazetelerinden bir şekilde ayrılmak zorunda kalmışlardı. Normal bir şey değildi, çılgınlık yaparak tamamını Yeni Şafak’a almıştık. 1998’in sonu ile 2001’in başlarında almıştık ve dolu dolu gazetecilik yapıyorduk. Kendilerinin inandıklarını yazmalarına imkân verdik. Çok da tehdit alıyorduk. Yazarların istediği gibi yazmalarına izin verirsek, bunun bedelini ödeyeceğimizi söylüyorlardı…”
    Kaynak:
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    ANALİZ